06 Aralık 2009 Pazar

Bu aralar nereye gitsek bu çantayla beraber gidiyoruz. İçine kitaplarını, suyunu, bezini, ıslak mendilini, oyuncaklarını koyuyor. Ve ağırlığına rağmen kendi taşımak istiyor. Bende arkadan çantasını tutup kaldırıyorum fazla ağırlık olmasın diye, işine geldiği için sanırım hiç itiraz etmiyor. Çantasının kulplarını yanlarından tutup   "Annecim abiley böyle yapay. " diyor.


Aldığımız ilk gün  o kadar mutlu oldu ki fotoğraf çekmeme bile izin verip, poz verdi.


Her akşam uyku tulumunu giyip, dişlerimizi fırçalıyoruz. Canı istediği zaman tek kitapla yetinmeyip bütün kitaplarını okuyoruz. :) Sonrada uyku.. Artık en geç 22- 22:30 arası uyuyor çok şükür. Daha erkene çekmeyi düşünüyorum tabi becerebilirsek.


Uyku tulumuna büyük pıcama diyor.



 Artık herşeyi rahatça konuşuyor. Bazen öyle şeyler söylüyor ki şaşırıp kalıyoruz. Bizim ona söyleyip, güya ders veriyoruz çocuğa, sonradan unutup yanında söylediğimiz şeylerin aynısını o bize söylüyor. Mesela geçenlerde severek poposuna vurup eşek dedim. Bana dönüp annecim eşek diyilmez, çok ayıp dedi. 
Unutmadan yazıyım diyorum ama bir türlü olmuyor, hep unutuyorum. O kadar tatlı konuşuyor ki, bazen bakıp keşke büyümese hep böyle kalsa diyorum.
İşte Kaan'dan inciler..

-Annecim bak Kaan buyda. ( Bu sırada gözlerimin içine dikkatlice bakıyor.)
-Nerde Kaan annecim?
-Bak buyda gözleyinin içinde.

*************
Boş parkları gören Kaan :
-Annecim payklay kapanmış, kımandayla kapatmışlay. Kımandayla açalım.

************
Mavi ayıcığını yastık niyetine kullanan annesine sinirli sinirli bakıp;
-Annecim o dastık diil sadece ayıcık.

************
Annecim bak ambılans gidiyoy. Adamı doktoya götüyüyo.
***********
Doktorculuk oynarken kulaklarıma güya krem olan deodorant şişesini alıp sürüyor. Ben gülünce "annecim yapmaaa, gülme haştaşın" diyip uslu durmadım diye  sanırım kulaklarıma iğne yapıyor.

***********
 Birde şu herkesle cimli cımlı konuşmasına bitiyorum. Annecim, babacım, nenecim, teyzecim... Çok kibardır benim oğlumcum:)  verdiğimiz herşey için teşekkür eder bize, bazen paydon der. Sinirlendiği zamanlarda bu kibarlığını kaybeder, cim cımlar silinir, o incecik ses birdenbire kalınlaşır ve annnneeeee diye seslenir.
**********

01 Aralık 2009 Salı




Bir bayram daha geçti Kaan'ımızla beraber. Bayramdan önce tatlı bir telaş yaşandı her zamanki gibi. Bayram alışverişi... Biraz yorucu geçsede herşey çok güzel sonuçlandı şükür. Kaan Bey kendi alışverişini kendisi yapıcak  kadar büyümüş . Girdiğimiz her mağazada birşeyler seçip baba bunuda alalım diyip aldığı şeyi elinden bırakmıyordu.

Bayramın birinci günü gündüz evde geçti Kaan'la beraber. Akşamda misafirlerimiz vardı. İkinci günü sabah çıkıp gece eve girdik. Sabah bir yere kahvaltıya gittik, öğlen birkaç bayram ziyareti ve akşam her zamanki gibi Yasemin Ablalara yemeğe davetliydik Esralarla beraber. Kaan bu arada herkesten ayrı ayrı bayram harçlıklarını topladı. Bazılarının verdiği parayı almadı, bazılarınınkini aldı. Paralarını babana mı vericen sorularına karşılık ıııhh balon alıcam diyip paraları cebe attı.




Birde park ziyareti sıkıştırdık araya bugün. Önceden anlaştık parktan çıkarken ağlamak yok diye. Tamam söz dedi. Dönüşte verdiği sözü tuttu, ağlamadan döndük. Bu arada düzene giren uyku düzenimiz bozuldu, tüm gün uyumayınca.






 

Dedim ya ikinci gün akşam Yasemin Abladaydık. Sezgi Amcası kendisi alemlere akmadan önce :) oğluşumu kılktan kılığa soktu. Kendine kreasyon yaratmakta zorluk çekerken  oğlumu bu hale soktu:) Kaan iyice havaya girdi tabi hemen şımardı, şımarık:)









Daha önce söylemişmiydim oğluşumun parfüm hastası olduğunu. Parfümlerimizi ve deodorantlarımızı köşe bucak saklamama rağmen bulup hepsini üstüne boca ettiğini ve hangi parfümlerin kime ait  olduğunu bildiğini.


 Bayramın son gününde  Kaan'ın deyimiyle safiyleyimiz yani misafirlerimiz vardı yemeğe.  Ben hazırlıklarımı tamamlarken Kaan ve Savaş Beyler lunaparkta eğleniyorlardı. :(

Yemeklerimin beğenildiği söylenildi. Bazıları bana 90 puan verirken, 100 üzerinden, bazı hainler 4 verdi. Hemde 10 üzerinden. Üstelik bu 10 üzerinden 4 veren şahsiyet masadaki içli köftelerin % 40'ını yedi. Sekiz kişi üzerinden. Bencede daha fazla şansını zorlama Savaş'cım. :p

25 Kasım 2009 Çarşamba

Balıkçı..

Galatasaray- Fener maçında Esra'lardaydık yine. Kaan her zamanki gibi çok mutluydu orda. Birde Harun Amcası balık pişirmesine izin verince değmeyin keyfine. İyice şımardı, hopladı,zıpladı, kudurdu durdu bütün gece.  

Küçük balıkçı:)






Eee bari bende bir yemek resmi koyuyum izninizi isteyerekten:) Ama bu son. Biliyorum bu oğluşumun bloğu ama bir kerelik olsun bizdede  bir masa resmi. Çok güzel balıklar vardı. Karagöz, mezgit, karides, havyar, bir tane daha vardı ama adını hatırlayamadım şimdi. Malum aradan bir ay falan geçti. Benim gibi tembel bir blogger olunca postlar bir ay sonra geliyor :)

15 Kasım 2009 Pazar

Lunapark

Benim minik, tatlı kuşum keşke seni hergün çok sevdiğin luna parka götürebilsek. Bunu gerçekten çok isterdim. Sorun seni götürmek de değil zaten. Getirememek:(( Sen şu park dönüşü krizlerinden vazgeçsen, eve mutlu mesut dönebilsek, herşey o kadar güzel olacak ki..

 Yaklaşık bir ay önceki resimler bunlar. Hava güzel, Kaan'ın keyfi yerinde ama çok uykusu  var.  O yüzden yüzü pek gülmüyor.  Ve biraz sonra eve dönerken kıyametler kopuyor.Yanlış zamanlama..



Hayatın her zaman renkli olsun senin deyiminle  bu lulapark gibi :) Hayat sana hep güzel sürprizler yapsın benim minik erkeğim :))



08 Kasım 2009 Pazar

Grip:((

İlk önce eşimde başlayan grip ardından beni ve Kaan'ı yatağa düşürdü. Eşim  atlattı, binlerce şükür Kaan'da hafif atlattı gibi. Ama ben bu geceyi o kadar kötü geçirdim ki. Bütün kemiklerim ağrıdı, ve gece boyunca hiç ısınamadım titreyip durdum. Savaş'ta bütün gece hiç uyumadı. Kaan'ı salladı, Kaan'ın ateşini sürekli takip etti ve ilaçlarımızla ilgilendi. Bende ateş yoktu ama  Kaan'ın ara sıra çıkıyordu. En fazla 38.7 falan oldu.Yani sürekli, düşmeyen bir ateşi yoktu. Doktorun verdiği ilaçlara devam ettik. Kaan izin verdiği müddetçe tabi. Kaan'a şurup içirmek çok büyük bir sorun. Bazen kendi isteğiyle içiyor, bazende ne desek ne yapsak içmiyor. Zorlada içiremiyoruz. Kendini kusturuyor.

Normal zamanlarda gripken hiç ilaç kullanmayan ve hiç yatıp dinlenmeyen  ben şimdi nasılda zamanında içiyorum ilaçlarımı. Çayın hiç bir türünü sevmeyen ben dün gece Savaş'ın aldığı, içinde ekinezya, bamya çiçeği, ıhlamur, papatya, tarçın, zencefil, karabiber ve daha ismimni hatırlayamadığım bir sürü ot olan çayı bile içtim. Hemde bir fincan. Ama bu ilk ve son deneyişim olucak. Tadı fena değildi içerken ama dün geceden beri aklıma geldikçe midem bulanıyor. Unutmadan birde hergün sarmısak yutuyoruz birer tane. Bunların dışında portakal, mandalina bol bol. Şu kışı sağsalim bir atlatsaydık  milletçe, başka bir isteğim yok. Aşı konusunda bende pek olumlu şeyler düşünmüyorum açıkcası. Ama ölenlerin sayısı her geçen gün arttıkça bazen  acaba??? diyorum  bende. Kış aylarında sürekli grip olan ben, acaba ne gribi bu, normal grip mi yoksa domuz gribimi, ay Kaan' a geçicek, eşime bulaşıcak, ya onlara birşey olursa diye düşüne düşüne kafayı yerim herhalde.  Neyse daha fazla uzatmadan herkese gripsiz, sağlıklı günler diliyorum...

05 Kasım 2009 Perşembe



Aman Allah'ım yine ne kadar foto birikmiş. Canım oğlum farkındayım bu aralar çok ihmal ettim bloğunu:) Ankara fotoların bile duruyor hala. İşte çok sevdiğin kuzenlerin ve sen.





Biz alışverişteyken  Özgür Amca'nın kucağında uyudun, hemde mışıl mışıl.




Bir hafta boyunca Çağla ve Umut'la her gün, bazen de günde birkaç defa parka gittin. ( Dedenle ve babanla gittiklerini saymıyorum.)  Seni normalde hiç yalnız bırakmam ama orası güvenlik açısından çok iyiydi ayrıca Çağla ve Umut seninle çok iyi ilgileniyorlardı.  Sende bunların tadını çıkardın. Yanıma gelip annecim baybay diyip gidiyordun. Evdede bazen böyle oynuyordunuz.




Bunlarda döndükten sonraki ev hallerin..




Resim yapmaktan,




Helede müzik dinlemekten acayip keyif alıyorsun. Dans ederken kendine ait bir tarzın var artık :)




Kulaklıkla müzük dinlemek senin için ayrı bir keyif. Kulaklık kulağındayken bağıra bağıra konuşmana  bayılıyorum:)





Bu da Cumhuriyet Bayramından. Elindeki Tüyk Bayyısını çok sevdin, bütün gün elinden bırakmadın.



Bugünlük bu kadar foto yeter sanırım. Evde ilgilenmem gereken grip bir eş var. Evde bir oda karantina altında. Bütün gün boyunca yemek, bitki çayları ve ilaç servisi yapıyorum. Kapıyı her açışımda  Kaan odaya doğru fırlıyordu. Ama artık oda alıştı. Kapıyı her açışımda annecim uzaktan öpücem diyip eliyle öpücük gönderiyor. Gördüğü herkese babasının hasta olduğunu anlatıp duruyor. O kadar geveze ki bütün gün susmuyor. Buda ayrı bir post konusu :)

03 Kasım 2009 Salı

Mim...

Bu seferki mim Mine'den gelmiş. Yine geç kaldım Mine'cim. Bu aralar blogla pek haşır neşir olmadığımdan olamadığımdan, bu zamana kaldı.
 Anılarınızı canlandıran beş koku diye sormuşlar ve sanırım benden başka herkes bu mimi cevaplamıştır. Oyüzden kimseyi mimlemiyorum:)
Benim cevaplarıma gelince tabiki yavrumun kokusu en başta. Eşimle en sevdiğimiz koku. Hatta herkese garip  gelebilir ama ben ve eşim Kaan'ın ter kokusuna bayılıyoruz. Bize çok hoş gelen bir kokusu var. Gerçekten öyle kötü bir koku değil bu ya da bize öyle gelmiyor ve bebekliğini hatırlatıyor.

İkincisi yine eşimin ve benim çok hoşuma giden ve ikimizede nişanlılık günlerimizi hatırlatan parfümüm Ralph Lauren'in kokusu.

Evde büyük çaplı bir temizlik yapıldığında ortaya çıkan deterjanların kokusu.

Bir blogta daha okumuştum benimde çok hoşuma gidiyor.( Birazda kopya çekelim.) Yumoş Comfort Spring'in kokusu.

Son koku yine bir parfüm, Burberry 'nin kokusu. Bu koku bana hep öğrencilik günlerimi hatırlatır. Kaan'ın dediği gibi  İşşşşteee bu kadayyy.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Sobe- Kreativ Blogger


Ben daha fazla uzatmadan hemen yazmaya başlıyayım. Zira Arınç bana bu Kreativ Blog ödülünü vereli neredeyse iki aydan fazla oldu. Ama mazeretlerimde yok değil hani. Ankara'ya gidip gelişimiz ve daha sonraki ruh halimden dolayı yazmak istememem ve uzun süre yazmayınca insanın yazmak istememesi... Öncelikle bu kadar uzun süre yazmadığım, yazamadığım için özür diliyorum sevgili Arınç'tan.
Hıımm unutmadan bu ödülün birde kuralı var. Sanırım en zor kısmıda bu. İnsanın kendisi hakkında yazması. Kendim hakkında yedi ilginç şey. Garip huy ve takıntılarım var her insan gibi, şu anda pek aklıma gelmesede.
1- İlk aklıma gelen ayak konusu. Ben kimsenin ayağına elimi süremem. (Tabi bunun istisnalarıda var.) Sürdüğüm anda hemen elimi yıkama isteği duyarım ve mutlaka yıkarım.
2-Çorap giymeyi sevmem ve giymem ama yaz kış ayağımda terlik veya ayakkabıyı eksik etmem. Çünkü yerlere çıplak ayakla basmayı hiç sevmiyorum.
3-Yaz mevsimini sevmem. Kışı daha çok severim. Kışı sevmeme rağmen  üşümeyi sevmem, hemen üşürüm. Bu gerçekten ilginç oldu:))
4-Evimi çok severim. Ev dağınık ve kirli oldu mu çok sinirli olurum. Temiz ve düzenliyse benden daha huzurlusu ve mutlusu yoktur.
5-Çamaşır suyuna bayılırım. Bazılarına kokusu kötü gelsede ben çok severim. Banyoyu çamaşır suyu olmadan temizleyemem. Çamaşır suyuyla aramda çok güçlü bir sevgi bağı var ve onu benden kimse ayıramaz diyeyimde anlayın durumumun  ne kadar vahim olduğunu:)
6- Yazın bile dolaptan soğuk su içemem, içsemde su içtiğimi anlamam.
7-Kaan'ın doğumuna kadar kendimi hastalığa ve acıya karşı çok dirayetli olduğumu zannederdim ama öyle değilmişim:)

15 Ekim 2009 Perşembe

Ne kadar uzun zaman oldu yine yazmayalı. Bu uzun zaman içerisinde hep sağlık sorunları yaşadık. Bu yüzden hiç içimden gelmedi yazmak.

Neredeyse on gün olmuş Ankara'dan döneli. Kayınvalidemin ayağı kestiler. Şeker hastalığı, haftanın üç günü diyaliz, kalp hastalığı, romatizma derken ayağındaki sorunlar başladı. Tabi bunun en büyük nedeni şeker hastası olması ve diyalize bağlanmasıydı. Çok zor günler geçirdi, geçirdik. Böylesine hayat dolu, evde oturmayan, gezmeyi çok seven bir insanı o halde görmek çok acıydı. Allah'a hep dua ediyorum.Allah'ım sen anneme sabır ver yardım et diye. O mu? O o kadar sancısı varken bile hala bizi düşünüp bizi güldürmeye çalışıyor.

Ankara'dan geldiğimizden beri hastayız, ana-oğul üşütmüşüz.Gerçi Kaan Bey benden daha iyi sayılır. Hayatımda yatmayıp hep ayakta geçirdiğim grip bu defa beni yatağa düşürdü ve on gündür hala kendime gelemedim. Tabi bunda ilaç kullanmamamın nedenide çok.

Kaan bu aralar iki diş daha çıkardı. Sonucu aşırı derecede huysuzluk, iştahsızlık. Yinede hergün şükretmek lazım. Sonuçta bu dertlerin devası var. Rabbim dermansız dertler vermesin inşallah.

20 Eylül 2009 Pazar

Evlilik Yıldönümümüz...

Dün bizim evlilik yıldönümümüzdü. Üç seneyi devirdik:) Nice nice nice... senelere inşallah.


Geçen sene gittiğimiz yere Bahçeşehir'e gittik yine. Tabi bu sene biraz farklıydı sel faciasından dalayı. Herşeye rağmen güzel bir akşam geçirdik. Arefe günü olduğu için restaurant daha sakindi.

İftardan bir saat kadar önce gittik, biraz dolaştık. Kaan kedilerle oynadı.




Yağmur yağdı. Etraf başka bir güzel oldu.




Kaan ne mi yaptı?


Çocuk odasından çıkmadı, arasıra uğrayıp yemeğini, tatlısını ve meyvesini yedi, sonra yine anne ve babasını başbaşa bıraktı.


Kendine bir arkadaş bile buldu. Annesini düşündürdü. Büyüyor mu? :)) :(( Sevinsem mi, üzülsem mi? Yok yok sevinçliyim büyüyor. En azından bu akşamlık:P



Canım oğluşum teşekkürlerimizi iletiyoruz sana. Bu akşamı nasıl geçiricez bakalım diye kara kara düşünen anne ve babanı hiç üzmedin, çok usluydun canım benim :)

18 Eylül 2009 Cuma

Anne mu ne? Anne mu ne...... Ve çok sevdiğim çiçeklerim

Kaan: Anne mu ne?
Anne: Çiçekler mi? (Çiçek olduğunu bildiği halde soruyor)
Kaan: Hıı hııı.

Anne: Annecim bu çiçekler, hani geçen hafta Yeşilköy Pazarına gitmiştik ya, hani sen daha pazara girer girmez ağlamaya sızlamaya,etrafta ne gördüysen istemeye başlamıştın ya, daha ilk 10 dakikada annene sinir krizleri geçirtmiştin ya .......... işte o gün istediğin balon, simit, pamuk şeker, ayıcıklı balon .... vs. aldıktan sonraki sakin durduğun zamanlardan birinde aldım. Çok güzel değil mi?

Kaan: Gücel..

Bu aralar en çok kurduğun cümle bu. Anne bu ne? Biz her seferinde ama bazen sabır çekerek cevaplıyoruz sorularını.
Birini seveceğin zaman sırtına vurup koçum diyorsun. Geçenlerde Ece'yle oynarken birdenbire sarılarak, sırtına vurup koçum dedin ya, ne güldük sana.

En sevdiğin mekan park. Artık salıncaklar değilde kaydıraklar seni cezbediyor.
Birde parkta tanıştığın minik arkadaşların. Seni arkadaşlarınla oynarken seyretmek çok güzel.




Ve sonbahar iyiki geldin. Özlemiştik ve sıkılmıştık sıcaklardan...

Minik Fanatik..

Geçen haftaki Galatasaray maçından. Bunlar babasının Kaan'a doğumgünü hediyeleriymiş:)Gerçi Kaan'ın maç falan izlediği yok, genelde erkeklerle değilde biz bayanlarla takılmayı daha çok seviyor. Ne kadar oğlum git biraz amcalarla, babayla maç izle diye ısrar etsemde inadı inat. Biz bayanlar yine Aşk-ı Memnu yerine Caillou'yu izledik hep beraber:) Var mı Caillou gibi akıllı uslu çocuklar? Ben her izlediğimde bunalıma giriyorum:)




Biz bu ayakkabılara,

Kaan da Esra Teyzesine bayılıyor:) Aaaaa kıskanırım ben şimdi dermişim bazı anneler gibi. Şaka şaka Allah muhabbetinizi artırsın inşallah:)

13 Eylül 2009 Pazar

Dvd Keyfi...

Benim minik, yakışıklı, yaramaz oğluşum.. Sen artık iyice büyüdün. Babanın senin için aldığı çizgifilmleri sen seçip, sen karar veriyorsun hangisini izleyeceğine. Sevdiğin ve hiç sevmediğin çizgifilmler var. Mesela bak bu fotolarda şu sıralar en sevdiğin Alvin'i seyrediyorsun.

Büyük bir merakla...

Bazen öyle bir dalıyorsun ki izlediğin çizgifilme,

Gelip seni öptüğümde anne mapma (yapma) diyorsun.

Sonra ben yerini değiştirip eline çok sevdiğin çerezlerini verip, mutfağa giriyorum. Biraz sonra sana gelip baktığımda seni bu halde buluyorum. Önce bi içim acıyor, sonra seni, her zaman yaptığım gibi,öpe koklaya yatağına götürüyorum. Canımsın, seni çok seviyorum.

11 Eylül 2009 Cuma

Bayramlık Alışveriş

Dün neredeyse bütün gün bakırköyde alışverişteydik. Ama sadece Kaan'a alıcaklarımızı hallettik. Öğlen saat bir gibi çıktık akşam ona doğru eve geldik. Çok yorulduk. Ama sonuç çok güzel oldu. Oğluşumuza pantolon, t-shirt, ayakkabı ve harika bir deri mont aldık bayramlık. Ne zor şeymiş ya çocuk alışverişi. Gerçi bu iyi günlerimiz biraz daha büyüyünce kendi seçicek giysilerini, bizim aldığımız şeyleri beğenmiycek ki şimdiden bunu biraz yapmaya başladı bile.
İftarımızı dışarıda yaptık yine nereye gideceğimize karar veremedik eşimle. Karar verme işini ben ona, o bana bıraktığı için arada sorunlar çıkabiliyor:) Kaan tüm gün dışarıda olduğu için sanırım, yemek yeme rekorunu kırdı. Öğlen onun için bir lokantaya girdik. Güzelce karnını doyurdu. Akşamda bizimle beraber yemeğini kendi başına yedi sorun çıkarmadan. Keşke hergün böyle yese.
Ara sıra huysuzluklarımız oldu. Mesela arabada oturmak değilde hep yürümek istedi. Mağazalarda koşmak , hoplamak, zıplamak istedi. Bayram için aldığımız ayakkabıları çıkarmak istemedi ayağından. Bütün gün onlarla dolaştı:)

Gördüğü herkese gülümsedi, şirinlikler yaptı.

06 Eylül 2009 Pazar

Eyüp Sultan

Geçtiğimiz perşembe Eyüp Sultan'daydık Yasemin Ablalarla beraber. İftardan sonra gitmemize rağmen Sultan Ahmet gibi çok kalabalıktı. Her zaman yanımda olan fotoğraf makinemi unutmuşum. O yüzden hiç foto yok.
Kaan'cık yine çok mutluydu. Yasemin Ablalar varken zaten hepten mutlu. Bir Sezgi Amcasında bir Ezgi Amcasında bir Yasemin Ablada. Akşamı Kaan'sız geçirdim:)
Günün olayı:P Sezgi Amcası hadi gel gidip sana balon alalım diyip kucaklamış. Kaan da amcasının sırtına vurup gülerek koçum demiş:) Ara sıra gelip sırtımıza vurup koçum diyor durduk yerde. Çok tatlı oluyor. Selva Teyzesinden öğrenmiş.
Gecenin sonunda kokoreç ve midye yemeğe gidildi. Tabi biz bayanlar yemedik, iştahla yiyenleri izledik:)

05 Eylül 2009 Cumartesi

Bugün iftara misafirlerimiz vardı. Eşimin iş arkadaşı, eşi ve iki aylık minik bebekleri Kerimenaz. Güzel bir akşam geçirdik diyebilirim, Kaan'ın kıskançlık krizlerini saymazsak. İlk defa böyle birşey yaptı. Salıncağını bile vermedi tüm ısrarlarımıza rağmen. En sonunda da ağladı. Bir ara ikna oldu, bindirdik bebeği salıncağa. Ama sonra ben binicem diye tutturdu. Bizde daha fazla üstüne gitmedik. Gecenin sonundada misafirler gidiyor diye ağladı.

01 Eylül 2009 Salı

Bir Fincan Süt,Kahveyle Karışık veeee Kımızı Ağaba..















31 Ağustos 2009 Pazartesi

Sultanahmet

Geçen cumartesi Sultanahmet'teydik. O kadar kalabalıktı ki, adım atıcak yer yoktu diyebilirim.
Her zamanki gibi meşhur köftecilerde kuyruk uzundu. Biz önce birer gözlemeyle yaptık iftarımızı sonra o meşhur köftecideki o meşhur kuyruğa girdik.

Bu meşhur manzara karşısında çaylarımızı yudumladık ve etrafta yanımızda geçen ne varsa tadına bakmaya çalıştık. Pamuk şeker, acur, irmik helvası, elma...Ben ve iki minik kuşum:)) Özellikle büyük minik kuş:) İftardan sonra açık hava daha bir iştah açıyor sanırım.









Dedim ya, kesin açıkhavadan kaynaklanıyor bu iştah açılması.


30 Ağustos 2009 Pazar

Büyükada..

Ramazan ayı gelmeden birkaç günlüğüne Büyükada'ya gidelim dedik. Gittik ilk gün denize girdi oğluşum, hemen akşamına hastalandı. Aslında önceden kapmış şifayı, denizde bahanesi oldu. Bir gece kalıp geri döndük evimize. İyikide dönmüşüz. Zira iki gün boyunca Kaan'ın ateşini düşüremedik. En sonunda üç tane iğne yiyince düzeldi minik kuşum. Ateşlendiğinde avuz avuz (havuz) diye sayıkladı durdu:(( Bizde babasıyla ona bakıp bakıp üzüldük.



İlk gün Allah'tan bol bol gezdik. Önce deniz sonra ada turu hem motorla hem faytonla.































İlk defa balık çorbası içtik. Tahminimdende fazla lezzetliymiş.












Bu grubun adı Koptu Kervan. Hintçe, farsça ve daha bir çok dilde yabancı şarkı söylediler. Tek kelimeyle mükemmeldi diyebilirim. Kaan oradan ayrılmak istemedi. Hatta onlar için para bile topladı. Hafif kırgınlığı vardı ama yine yerinde durmadı. Bir ara oynadı, bol bol alkışladı, alkışlattırdı:)) Onlardan çok Kaan ünlü oldu diyebilirim. Yine bana gelip nazar duası okumamı isteyenler oldu.

Biraz yürüyüşten sonra yine dönüp dolaşıp oraya gittiK. Videoya çektim arasıra Kaan'la beraber dinliyoruz. İnsanı alıp götürüyor müzikleri, dinlendiriyor sanki. Bilmiyorum abartmış olabilirimde ama biz eşimle çok sevdik onları. Çok başka hayatları var hep sokaktalar ama mutlu gibiler sanki :)

Bu arada sanırım araplar yine adayı fethetmiş:)) Sanki biz turisttik onlar yerli halk. Bir an kendimi turist gibi hissettim.


Faytonla döndük otele. Sizi bilmem ama ben ne zaman faytona binsem hep eski zamanlarda yaşamak isterim, hayallere dalarım. O eski konaklara, köşklere bakarken o kadar çok şey gelir ki aklıma. Kimbilir buralarda kimler, neler yaşadı der dururum eşime:)) Hatta bunu onlarca kez falan söylerim. En sevdiğim konağı seçmeye çalışırım. Her seferinde karar veremem. En çok beyaz olanlara takılır gözüm.. Belkide bu yüzdendir Büyükada'yı bu kadar sevmem.











Velhasılıkelam:)) Döndük evimize birkaç gece kalalım derken bir gece kaldık. İyiki dönmüşüz oğluşum çok ateşlendi o gece. Sabaha karşı dörtte götürdük hastaneye. Ateşi düşmek bilmedi. Bu ağustos bize iyi gelmiyor sanki. Geçen ağustosta yine bugünlerde minik kuzum hastanelik olmuştu.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Doğumgünü..


Günler Ramazan ayınında girmesiyle dahada yoğunlaştı. Ancak fırsat bulabildim doğumgünü fotolarını yüklemeye. İşte 2. yaş doğum günü pastamız, misafirlerimiz ve fotolarımız...







Yok yok yanlış okumadınız. Mumlar kırılınca geriye kalan harfleri kullandık. Hapy Brtdy oldu:)



Esra Teyzesinden doğumgünü hediyesini bir gün önce aldı Kaan'cık. Çoook beğendik kıymızı ağabımız Herby'i:))

-Kaan annecim kimin bu araba?

-Kaan'ım (Sonunda öğrendi benim demeyi)



Esra Teyzesiyle. Kaan yerinde durmadığı için böyle çıkmış.


Hediyesini açarken.


Uzun zamandan beri görmediğimiz Seçil Teyzemiz. Emir yok nerede? Kesin arabalarla oynuyordur yakışıklı kuzu :)







Üç tane fotoğraf makinasına poz verince sıkılmaya başlamış, anne yeter diyen bakışlarla Kaan.



Doğumgününü iftardan sonra kutladık. Aynı gün iftara misafirlerimiz vardı. O yüzden baya yorucu geçti benim için. Ama günümüz o kadar güzel geçti ki yorgunluğuma değdi diyebilirim. Hele Kaan'ın mumları üflediği zamanki mutluluğu görülmeye değerdi:)

Doğumgünü çocuğu çok mutluydu. Herşeyin farkındaydı önceden herşeyi anlattığımız için. Pasta alınıcak , misafirler gelicek, pastadaki mumlar üflenicek vs vs... Her anlatışımızda verdiği cevap ellerini havaya kaldırarak oleeey oldu.
Kaan'a soruyorum annecim kaç yaşına giriceksin. Cevap "unn " Aslında biliyor cevabını ama inatçılığından hep aynı cevabı veriyor.

Daha çok foto var ama malum sahura kalkmak gerek, uyumak gerek. İnsan uykusuz kalınca böyle güzel güzel anlatım bozukluğu yapabiliyor. Daha fazla anlatım bozukluğu yapıp, başkalarını kınadığım gibi kınanmadan kaçıyım bari:))

25 Ağustos 2009 Salı




İki sene önce bugün.. 45 dakikalık,çiçeği burnunda bir anneydim. Çok mutluydum, çok kaygılıydım, çok korkuyordum. Mutluydum kucağımdaki bu minik melek Allah'ın bana bir emanetiydi. Kaygılıydım bu emanete iyi bakabilicek miydim? Korkuyordum tek başıma nasıl bakıcaktım helede annem gittikten sonra.
Kırk gün sonra annem gidince sanki Kaan hep vardı, hep benimleydi, uzuuuun senelerdir. Kaan doğunca önceden süresinin ne kadar olacağına aldırmadığım ömrümün uzun olmasını istedim. Bu minik meleğin yanında olayım, istedim hep.
İki sene geçti. Gün geçtikçe sevgim büyüdü.Her zaman yazdığım gibi öyle bir sevgi ki bu ucu bucağı yok, sınırsız.
Canım oğlum önündeki yolun uzun olsun. Ve bu yolda hep sağlıkla ve mutlu yaşa... Ben ve baban hep senin mutlu olduğunu görelim, en güzel günlerinde yanında olalım inşallah.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

...Onncak, Ucaak, Ego, Avun (Oyuncak, Uçak,Lego,Hamur)

Her gün düzenli bir şekilde önce lego oynanır. Yalnız değil ama mutlaka anne ile ve yerde. Legoyla ev, ağaba, pük (küp) vb. bir sürü şey yapılır.


Anneye poz verilir. Anne çek diye.

Legodan sonra oyun hamuruna geçilir. En sevdiği şey saat yapmak hamurdan. Koluna takar, anne sorar: Saat kaç Kaan? Canı kaçı istiyorsa onu söyler. Parmaklar havada biy, üç, peş,atı, edi, oduz ama en çok uunn'u gösterir Kaan'ın saati:)


Bensiz oynadığı tek şey uçak. Artık uçaktan korkmuyoruz ya, çok seviyoruz ya, uçak gördüğü zaman anne bi-ne-cem bi-ne-cem diye ağlıyor.Bazende el sallıyoruz uçaktaki teyzemize:)
Yukarıdaki fotodan aynada Kaan Bey'in parmak izlerini görebilirsiniz :)




10 Ağustos 2009 Pazartesi

Haftasonu...

Cumartesi İkea'ya gittik. Kaan'a almak istediğim ve sırf bu yüzden oraya gittiğim kırmızı masadan kalmamıştı. Başka bir masa ve sandalye almak zorunda kaldık. Biz masa va sandalye seçerken o çoktan oyuna dalmıştı bile. Çocuk reyonundan zor çıktık, oynadığı oyuncağı alıp, yemek yiyip gelicez diye sözvererek.


Bu tahta oyuncağı çok sevdi. Ama biz pek sevmedik evde tadilat var sanki :) Sürekli tak tak tak...

Kaan burada oynarken bizde rahat rahat yemeğimizi yedik. Gözümüzün önünde olduğu için çok rahattık.






Sandalyelerin üzerine aldığımız minderleri ve tahta oyuncağını çok sevdi minik kuzu.

Yorgun argın eve döndük yine. Eşim masa ve sandalyeleri monte ederken ona, Kaan'a bir şey alırken Kaan'dan çok bizim mutlu olduğumuzu söyledim. Kendi mutluluklarımız ikinci planda artık.
Pazar günü sabah kahvaltıya kayınvalidemlerdeydik yine. Öğlen eve gelip üstümüzü değiştirip Ecenur'un doğum gününe gittik. Akşamda maç seyretmeye misafirlerimiz vardı. Birazda balkon sefası yaptık. Güzel bir haftasonuydu yine.

09 Ağustos 2009 Pazar

Hayat hızla akıp geçiyor. Hayatın hızına yetişemiyoruz. Gün içinde yaptığımız yapmayı isteyipte yapamadığımız o kadar çok şey var ki... Hep birşeyleri eksik hep birşeyleri yarım yapıyoruz. Birşeyleri tamamlayalım derken başka birşeyi eksik bırakıyoruz. Hepimizin zamanla ilgili bir sorunu vardır sanırım. Benimde bu aralar en çok yakındığım şey bu. Zamansızlık...

Dedim ya hayat hızla akıp geçiyor. Gördüğünüz gibi oğluşum hızla büyüyor. Hergün yeni yeni şeyler öğrenerek bizi şaşırtmaya devam ediyor. Durup dururken elini alnına götürüp "anne ateş asta " diyor mesela. Gece uykusunda uyanıp ağladığında, yanına gelip yatıyım mı annecim dediğimde, ııh cevabı alıyorum uykulu uykulu. Tam odadan çıkıcıkken bana küstün mü diye sormuyor mu... İşte ben orada bitiyorum:))


İki yaş sendromumuz hala devam ediyor. Ara sıra beraberce krizlere giriyoruz. O ağlama krizleri geçirirken ben sinir krizleri geçiriyorum.

Anneanne ve dedenin yanında benim pek vermediğim çikolata ve şekere doydu. Şimdi yine eskisi gibi arasıra veriyorum. Bunun yanısıra dondurmaya karşı zaafımız var. O kadar çok seviyor ki bütün gün doydoydoy (dondurma) diyip duruyor.


Anneannede ne mi yaptık. Ben fırsat buldukça ders çalışmaya çalıştım. Ara sıra gezdik, tozduk. Ama her zamankinden daha az. Tabi Kaan anneanne ve teyzeyle parka gitti sürekli. Havuz keyfi yaptı ara sıra. Havuzdan çıkmamak için diretti. Çıkınca ağlama krizlerine girdi. Kuzeni Harun'la öpüştü koklaştı, itişti kakıştı.... Derken zaman yine su gibi akıp geçti.

Kaan Bey'in ençok sevdiği yerlerden biri. Onun deyimiyle huuubba:)
Anneannemizi, dedemizi, dayı ve teyzemizi şimdiden özlemeye başladık. Geçenlerde gidicem gidicem diyor. Nereye dedim nene (anneanne) dedi.
Gördüğümüz bütün uçaklara el sallıyoruz. Ve artık benim oğluşum uçaktan hiiiç korkmuyor. Giderken ve gelirken çok rahat geldik. Uçağın kalkmasını sabırsızlıkla bekledi. Kemerini sorunsuz taktı. Etrafına gülücükler dağıttı. Havaalanında bizi karşılamaya gelen babasının kucağından hiç inmedi. Uzun uzun babasına baktı öptü. Baba baba diyip durdu bütün gün:)
Uzun zaman yazmayınca insanın canı hiç yazmak istemiyor. Kaç kere yazıyım birşeyler dedim açtım, birkaç blog gezdim kapattım sürekli. Neyse ben kaçıyım artık herkes uyuyor bu saatte. Biraz ders çalışıp yatıyım derken uzunca bir post yazdım...

31 Temmuz 2009 Cuma

Biz geldik...