Kaan'ımız

Lilypie Fourth Birthday tickers

25 Kasım 2009 Çarşamba

Balıkçı..

Galatasaray- Fener maçında Esra'lardaydık yine. Kaan her zamanki gibi çok mutluydu orda. Birde Harun Amcası balık pişirmesine izin verince değmeyin keyfine. İyice şımardı, hopladı,zıpladı, kudurdu durdu bütün gece.  

Küçük balıkçı:)






Eee bari bende bir yemek resmi koyuyum izninizi isteyerekten:) Ama bu son. Biliyorum bu oğluşumun bloğu ama bir kerelik olsun bizdede  bir masa resmi. Çok güzel balıklar vardı. Karagöz, mezgit, karides, havyar, bir tane daha vardı ama adını hatırlayamadım şimdi. Malum aradan bir ay falan geçti. Benim gibi tembel bir blogger olunca postlar bir ay sonra geliyor :)

15 Kasım 2009 Pazar

Lunapark

Benim minik, tatlı kuşum keşke seni hergün çok sevdiğin luna parka götürebilsek. Bunu gerçekten çok isterdim. Sorun seni götürmek de değil zaten. Getirememek:(( Sen şu park dönüşü krizlerinden vazgeçsen, eve mutlu mesut dönebilsek, herşey o kadar güzel olacak ki..

 Yaklaşık bir ay önceki resimler bunlar. Hava güzel, Kaan'ın keyfi yerinde ama çok uykusu  var.  O yüzden yüzü pek gülmüyor.  Ve biraz sonra eve dönerken kıyametler kopuyor.Yanlış zamanlama..



Hayatın her zaman renkli olsun senin deyiminle  bu lulapark gibi :) Hayat sana hep güzel sürprizler yapsın benim minik erkeğim :))



8 Kasım 2009 Pazar

Grip:((

İlk önce eşimde başlayan grip ardından beni ve Kaan'ı yatağa düşürdü. Eşim  atlattı, binlerce şükür Kaan'da hafif atlattı gibi. Ama ben bu geceyi o kadar kötü geçirdim ki. Bütün kemiklerim ağrıdı, ve gece boyunca hiç ısınamadım titreyip durdum. Savaş'ta bütün gece hiç uyumadı. Kaan'ı salladı, Kaan'ın ateşini sürekli takip etti ve ilaçlarımızla ilgilendi. Bende ateş yoktu ama  Kaan'ın ara sıra çıkıyordu. En fazla 38.7 falan oldu.Yani sürekli, düşmeyen bir ateşi yoktu. Doktorun verdiği ilaçlara devam ettik. Kaan izin verdiği müddetçe tabi. Kaan'a şurup içirmek çok büyük bir sorun. Bazen kendi isteğiyle içiyor, bazende ne desek ne yapsak içmiyor. Zorlada içiremiyoruz. Kendini kusturuyor.

Normal zamanlarda gripken hiç ilaç kullanmayan ve hiç yatıp dinlenmeyen  ben şimdi nasılda zamanında içiyorum ilaçlarımı. Çayın hiç bir türünü sevmeyen ben dün gece Savaş'ın aldığı, içinde ekinezya, bamya çiçeği, ıhlamur, papatya, tarçın, zencefil, karabiber ve daha ismimni hatırlayamadığım bir sürü ot olan çayı bile içtim. Hemde bir fincan. Ama bu ilk ve son deneyişim olucak. Tadı fena değildi içerken ama dün geceden beri aklıma geldikçe midem bulanıyor. Unutmadan birde hergün sarmısak yutuyoruz birer tane. Bunların dışında portakal, mandalina bol bol. Şu kışı sağsalim bir atlatsaydık  milletçe, başka bir isteğim yok. Aşı konusunda bende pek olumlu şeyler düşünmüyorum açıkcası. Ama ölenlerin sayısı her geçen gün arttıkça bazen  acaba??? diyorum  bende. Kış aylarında sürekli grip olan ben, acaba ne gribi bu, normal grip mi yoksa domuz gribimi, ay Kaan' a geçicek, eşime bulaşıcak, ya onlara birşey olursa diye düşüne düşüne kafayı yerim herhalde.  Neyse daha fazla uzatmadan herkese gripsiz, sağlıklı günler diliyorum...

5 Kasım 2009 Perşembe



Aman Allah'ım yine ne kadar foto birikmiş. Canım oğlum farkındayım bu aralar çok ihmal ettim bloğunu:) Ankara fotoların bile duruyor hala. İşte çok sevdiğin kuzenlerin ve sen.





Biz alışverişteyken  Özgür Amca'nın kucağında uyudun, hemde mışıl mışıl.




Bir hafta boyunca Çağla ve Umut'la her gün, bazen de günde birkaç defa parka gittin. ( Dedenle ve babanla gittiklerini saymıyorum.)  Seni normalde hiç yalnız bırakmam ama orası güvenlik açısından çok iyiydi ayrıca Çağla ve Umut seninle çok iyi ilgileniyorlardı.  Sende bunların tadını çıkardın. Yanıma gelip annecim baybay diyip gidiyordun. Evdede bazen böyle oynuyordunuz.




Bunlarda döndükten sonraki ev hallerin..




Resim yapmaktan,




Helede müzik dinlemekten acayip keyif alıyorsun. Dans ederken kendine ait bir tarzın var artık :)




Kulaklıkla müzük dinlemek senin için ayrı bir keyif. Kulaklık kulağındayken bağıra bağıra konuşmana  bayılıyorum:)





Bu da Cumhuriyet Bayramından. Elindeki Tüyk Bayyısını çok sevdin, bütün gün elinden bırakmadın.



Bugünlük bu kadar foto yeter sanırım. Evde ilgilenmem gereken grip bir eş var. Evde bir oda karantina altında. Bütün gün boyunca yemek, bitki çayları ve ilaç servisi yapıyorum. Kapıyı her açışımda  Kaan odaya doğru fırlıyordu. Ama artık oda alıştı. Kapıyı her açışımda annecim uzaktan öpücem diyip eliyle öpücük gönderiyor. Gördüğü herkese babasının hasta olduğunu anlatıp duruyor. O kadar geveze ki bütün gün susmuyor. Buda ayrı bir post konusu :)

3 Kasım 2009 Salı

Mim...

Bu seferki mim Mine'den gelmiş. Yine geç kaldım Mine'cim. Bu aralar blogla pek haşır neşir olmadığımdan olamadığımdan, bu zamana kaldı.
 Anılarınızı canlandıran beş koku diye sormuşlar ve sanırım benden başka herkes bu mimi cevaplamıştır. Oyüzden kimseyi mimlemiyorum:)
Benim cevaplarıma gelince tabiki yavrumun kokusu en başta. Eşimle en sevdiğimiz koku. Hatta herkese garip  gelebilir ama ben ve eşim Kaan'ın ter kokusuna bayılıyoruz. Bize çok hoş gelen bir kokusu var. Gerçekten öyle kötü bir koku değil bu ya da bize öyle gelmiyor ve bebekliğini hatırlatıyor.

İkincisi yine eşimin ve benim çok hoşuma giden ve ikimizede nişanlılık günlerimizi hatırlatan parfümüm Ralph Lauren'in kokusu.

Evde büyük çaplı bir temizlik yapıldığında ortaya çıkan deterjanların kokusu.

Bir blogta daha okumuştum benimde çok hoşuma gidiyor.( Birazda kopya çekelim.) Yumoş Comfort Spring'in kokusu.

Son koku yine bir parfüm, Burberry 'nin kokusu. Bu koku bana hep öğrencilik günlerimi hatırlatır. Kaan'ın dediği gibi  İşşşşteee bu kadayyy.