Kaan'ımız

Lilypie Fourth Birthday tickers

31 Ekim 2008 Cuma

Kaan Nerede?

Geçenlerde evde yine bir ara Kaan ortadan kayboldu. Kaan diyorum ses yok. Eyvah dedim bizimki yine iş başında. Odasına girdim ve onu bu halde buldum. Bakınız resim 2
Kaan nerde diyorum,kafasına sepeti geçirip çıkartıyor ve deeee diyor. Buradaki deeee'nin anlamı ceeee aslında.



15 Ekim 2008 Çarşamba

Son Gelişmeler







Kaan bugün itibariyle tam 13 ay, 20 günlük . Artık rahat rahat yürüyor, hatta koşuyor. Arada ufak tefek düşmeler,yaralanmalar olsada Allah'a şükür büyük bir hasar yok şimdilik. Bütün gün peşinden koşturuyor beni. Kaan' ı bizim evde arayanlar koltukların ve duvar ünitesinin üstüne bakarlarsa bulabilirler. Favori mekanı duvar ünitesinin üstü. Gözümün içine bakıp benim ona yaramazlık yaptığı zamanlarda yaptığım gibi işaret parmağını sallayıp ıııh diyerek duvar ünitesine bir hızla tırmanıyor. Oradan artık çerçeve,abajur artık eline ne geçerse oynamaya ve bazen bunları atmaya başlıyor. Koltukların ve duvar ünitesinin üstünde bulamadınız mı Kaan'ı? O zaman elektrik süpürgesinin yanına bir bakın. Mutlaka oradadır. Veya mutfakta dolapların ve çekmecelerin yanında veya masanın altında veya kapıyı açık yakalamışsa banyoda veya balkonda.....
Favori oyuncaklarımız başta elektrik süpürgesi ve ütü olmak üzere tencere, tava, cezve, blender, şarzlı el süpürgesi, çatal kaşıklar, evde kırılabilicek eşya ne varsa artık onlar. Bunlarla oynamaya bayılıyor tabi yakalarsa:)))

Geçelim kelime hazinemize. Kelime hazinesi dediysem yanlış anlamayın öyle hazine mazine yok aslında ortada:) Mama, anne, baba, dede, bitti, gitti, ne, baybay, cici, bibi baba (seni bir bir babaya söylüycem anlamında ...
Kaan dilin nerde diyince hemen çıkarıyor dilini. Ne zaman sorsam mutlaka gösteriyor. Hatta geçenlerde ağlarken Kaan dilin nerde dedim ağlamaya kısa bir ara verip dilini çıkardı, sonra ağlamaya kaldığı yerden devam etti. Burnunu, gözünü, elini, ayağını gösteriyor. Düşünüyorum şimdilik bunlar geldi aklıma. Bugünlük benden bu kadar.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Sobe!

Tatlı Pamuş, nam-ı diğer Ceren'in annesi Siyap beni sobelemiş. İlk defa sobelendim. Önce teşekkür ederek sonrada özür dileyerek, konusu ev yaşamamımda hoşlanmadığımız şeyler olan yazıma başlıyorum. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki ama şu anda aklımda olanları yazıcam. Eminim bu postu yayınladıktan sonra bir sürü şey gelicek aklıma.

-Herkesin dediği gibi ıslak bırakılan bir banyo ve banyo terliği.

- Aslında en başta yazmam gerekiyordu, ev yaşamımda sevmediğim, hatta nefret ettiğim şey ütü:((( Ütüyü görmek bile beni geriyor. Eşimin işi dolayısıyla o kadar çok yapıyorum ki.

-Dolapların, çekmecelerin düzenlendikten sonra eşim ve Kaan tarafından darmadağın edilmesi.

-Evde herhangi bir yerde kirli çorap görmek.

-Aniden, haber vermeden gelen misafir. Tabi her zaman misafirin başımın üstünde yeri vardır ama haber verilip gelinirse daha güzel ağırlayabilirim misafirlerimi.

-Dış kapıdan içeriye bir adım bile olsa ayakkabıyla girilmesi. Hatta dış kapı mermerinin üstüne basılması bile beni rahatsız eder.

-Yani aslında kısaca özetleyecek olursak evin dağıtılmasından ve kirlenmesinden hiç hoşlanmam. Ama bu mümkün mü? Hayır peki ben dağıtıp, kirletmiyor muyum? Evet. O zaman bu konuda kendimdende hoşlanmıyorum:)))

11 Ekim 2008 Cumartesi

Bayram Tatili, Kıyıköy...

Yine uzun zaman olmuş yazmayalı. Bu yüzden bol resimli bir post olucak. En son posttan sonra neler oldu diye düşünüyorumda, ilk aklıma gelen bayram alışverişleri ve bayram temizliği oluyor. Bu bayram farklıydı benim için. Uzun zamandan beri yaşamadığım heyecanı yaşadım oğlum sayesinde. En son çocukken bayram hazırlığı yaparken bu kadar heycanlandığımı hatırlıyorum. Bayram gelmeden haftalar önce günleri saydığımı hatırlıyorum. Evimizde tatlı bir telaş olurdu. Annem planlar yapardı kendince. Ne zaman temizlik yapılıcak, alışverişe ne zaman çıkılıcak, tatlı ne zaman açılıcak, sarmalar, dolmalar, yoğurtlu çorbalar... Bu liste böyle uzayıp giderdi. Arife günü bu işlerin çoğu bitmiş olurdu. Akşam babam eve çikolatalarla,şekerlerle, ve birde leblebilerle dönerdi. Kızkardeşim ve ben akşamdan başlardık çikolataları yemeye. Bayram alışverişleri bir olaydı:) Bayramlık kıyafetlerimizi alırken annem çok yorulurdu. Malum iki kız olunca, hele birde o iki kız çok zor beğenince, ayaklarına karasular inerdi artık.

Bayram sabahı yine tatlı bir telaş. Geceden başımızın ucuna koyduğumuz kıyafetlerimizi giyerdik hemen. Babam bayram namazından dönerdi. Anne babanın elleri öpülür harçlıklar alınırdı. Hatta benden sadece iki yaş büyük olan abimden bile harçlık alırdım:) Sonra, önce babane daha sonra anane ziyaretleri yapılırdı. İkinci günüde diğer büyükler ziyaret edilirdi, eve gelenler ağırlanırdı. Bayramın son günü çikolatalar mutlaka tükenirdi, bayram hasılatları bir güzel sayılır saklanır, sonra yine anneye verilirdi:) Bu posta başlarken bunları yazmak değildi niyetim aslında. Niye bunları yazdım ki şimdi ben? Galiba o günleri bir daha yaşamak istedim... Galiba o günleri çoooook özledim. Biz çok mutlu bir aileydik...

Neyse gelelim sadede. Ben bu bayramı çocukluğumdaki bayramlara benzetmeye çalıştım. Bayram temizliğimi yaptım Hacer Abla sağolsun. Bayram alışverişimizi yaptık. Ama tatlılarla ve yemeklerle uğraşmadım. Çünkü sadece bayramın birinci günü evdeydik. Bu bayramı çok güzel geçirdik eşim, oğlum ve ben. Allah'a şükür... Bayramı fırsat bilip ikinci günü Kıyıköy'e gittik, arkadaşlarımızla beraber. Fazla anlatmaya gerek yok heralde. Zira o kadar çok resim yükledim ki... Kıyıköye giderken yolda uyuyan Kaan ve Emir



Kaan o kadar çok yürüdü ki. Biz yorulduk o yorulmadı ...

İki küçük çekirdek aile



Kaldığımız otel tam bir aile oteliydi. Genelde çocuklu aileler vardı.








Kafa dinlemek isteyenler için mükemmel bir yer.












Kaplumbağa ve yavruları...


Kaan uyurken onu izlemeye doyamıyorum.