Kaan'ımız

Lilypie Fourth Birthday tickers

30 Mart 2009 Pazartesi

Haftasonu..

Haftasonu hava çok güzeldi. Herkes gibi attık kendimizi dışarıya. İki gün boyunca gezdik bol bol yürüdük. O kadar çok yürüdüm ki, bu sabah komşumuz Mine ve küçük Ece'yle sahilde yürümek için sözleştik ama ikimizdende ses çıkmıyor, oturuyoruz evde. Ama kararlıyım inşallah haftada iki üç günde olsa yürüyüşe çıkıcam. Gerçi Kaan'la biraz zor oluyor sahilde yürüyüş yapmak çünkü denizi görünce huu huu diyip aşağıya inmek istiyor.

Burda Kaan derin düşüncelere dalmış denizi seyrediyor. Ne düşünüyor acaba aklından ne hınzırlıklar geçiyor kimbilir. Annemle babam izin versede şöyle aşağıya doğru bi kayıversem:)





Pazar günü sabahın erken saatlerinde kalkıp önce oyumuzu kullanmaya ordanda dedemize kahvaltı yapmaya gittik. Kahvaltıdan sonra sahile yürüyüş yapmaya iniyorduk ki bir baktık alt komşularımızda orda. Beraberce yürüdük çay kahve yemek faslından sonra eve döndük. Eve dönerken telefonla akşam mantı yemeğe davet edildik. Büyük bir keyifle bu davete icabet ettik:)
Akşam yemekte ve yemek sonrası seçim sonuçlarını büyük bir merakla takip ettik. Ara ara Kaan'ın şirinliklerini izledik, güldük, eğlendik, evimize döndük. Eve dönünce günün sürprizi büyük bir tepe ütü beni bekliyordu. Oflaya puflaya bir yandan ütü yaparken bir yandan seçim sonuçlarını izlemeye devam ettim. Ütü bitti biraz ders çalıyım bari dedim aldım elime kitabı ama uykuya yenik düşerek ve birazda vicdan azabı çekerek daldım uykuya. Sahi size haziranda gireceğim sınavı kitabımı görerek kasıma ertelediğimi daha önceden anlatmış mıydım? E bu da başka bir post konusu artık. Kitaplarımı ve Kaan' ı görenler şaşırıyor ama zoru başarıcam inşallah. Bana dua edin olur mu?

Ece ve Kaan el ele:)

Top oynayan çocukları seyretti. Hadi eve gidelim diyince sonuç bu oldu..


Bunlarda benim karelerimden. Acemi bir fotoğraf çekme heveslisi diyeyim kendime:) Zamanım olsa bir fotoğrafçılık kursuna gitmeyi çok isterdim.






Seçim karmaşası. Çok şükür sonunda bitti...



Oyundan sonra sızan Kaan..







Bu fotoda günün fotosu olsun:) Ben çamaşırları katlarken eline bir lif geçirmiş pardon kafasına bir lif geçirmiş müzik eşliğinde bir sağa bir sola kafa sallarken:)

Burda nam-ı diğer veya bazılarına göre değer (Bilenler bana anlatsın) tatar Ece ve Kaan çadırda oynarken.

25 Mart 2009 Çarşamba

Saçmasapan Bir Yarış:)))

Bazı insanlar vardır. Sürekli kıyaslama yaparlar ve sürekli bir yarış içindelerdir. Sizde olanı, sizde olup kendinde olmayanı veya kendinde olup sizde olmayanı kıyaslayıp yarıştırırlar. Eğer bişey sizde yok onlarda varsa bundan acaip keyif alırlar, mutluluk duyarlar. 1- 0 öne geçmişlerdir. Sürekli sizde olmayan o şeyden bahsedip dururlar. Bunun tam tersi bir durumda ise bunu hırs haline getirirler. Yani bir şey sizde var onlarda yoksa en kısa zamanda kendilerinde olmayan o şeyi almaya çalışırlar eğer alamıycakları kadar pahalı birşeyse o gereksiz bir şeydir zaten, ve siz o şeyi boşuna almışsınızdır onlar için. Aldıkları şey yani sizde olmayan o şey eften püften, uyduruk bir şey olsa bile öyle bir anlatırlar ki görmeseniz inanırsınız dünyada eşi bulunmaz birşey olduğuna. Hasbelkader aldıkları o şey sizinkinden güzel birşeyse yandınız yine anlatıp dururlar o sizde olmayan o şeyin özelliklerinden güzelliklerinden.

Bu insanlar herşeyi kıyaslayabilirler. Kıyaslamada sınır tanımazlar. Öyleki evinizi, arabanızı, evinize aldığınız eşyaları hatta abartıp eşinizi ve hatta çocuklarınızı kıyaslayabilirler. İşte benim en sinir olduğum şeylerden biride bu çocuk konusudur ki bu zat-ı muhteremler her zaman bunu yaparlar. Çocuğunuzun boyunu, kilosunu, ne zaman emeklemeye başladığını, ne zaman yürüdüğünü, ne zaman konuştunu yani kısacası çocuğunuzun gelişimiyle ilgili herşeyi kıyaslamadan tutunda, çocuğunuzun yediğini, içtiğini, giydiğini, oyuncaklarını, odasını herşeyi kıyaslayıp yarıştırırlar.
İşte ben bu insanlara acımakla birlikte sinir oluyorum bu aralar... Ve lütfen bunu yapmayın kimseyi kendinizle kıyaslamayın, yarıştırmayın diyorum. Siz kıyaslayıp yarış yaptıkça her zaman en sonuncu oluyorsunuz. Herkes bunun farkında... Yarıştamıyız? Birinci belli ikinci kim:)))))))))

En Uzak Mesafe...

En uzak mesafe

Ne Çin,

Ne Hindistan,

Ne seyyareler

Ne de yıldızlar geceleri

Işıldayan...

En uzun mesafe,

İki kafa arasındaki mesafedir;

Birbirini anlamayan.



Bu gece kardeşimle telefonda konuştuktan sonra, iki kişi üzerine. Tesadüfen açtığım kitapta bu şiiri buldum. Can Yücelden. Sanki bu şiir o iki kişi üzerine yazılmış gibi. Di mi kardeşim:)

23 Mart 2009 Pazartesi

Uzun Saçlardan Kısa Saçlara Geçiş:)

Saçlarımızı kestirdik. Hemde saat 23:3o sularında Kaan uyurken düzenlenen ufak bir operasyonla. Aslında pekte ufak sayılmaz yaklaşık bir saat sürdü. Çünkü Kaan arasıra uyandı; arasıra uyandığı anlarda hemen alıp ayağımda salladım. Peki neden mi uyurken? Çünkü uyanıkken hayatta izin vermez saç kesimine. Bir kere gittik denedik kestiremeden geri döndük. Artık berber abisini bile tanıyor. Onu görünce veya dükkanına girince basıyor yaygarayı. Ağlama sorunumuz olmasa bile Kaan zaten yerinde duran bir çocuk değil bırakın yarım saati yarım dakika bile yerinde duramaz. Durum böyle olunca sağolsun berber abimiz eve geldi saçlarını kesmek için. Biraz zorlandı sürekli uyandığı için ama sonuç iyi oldu.
Bu fotoda hala bebek gibi... Ya da bana öyle geliyor.

Buradada bebeklikten çıkmış çocuk gibi...

Umarım artık kurtuluruz kız mı, erkek mi sorularından:)


Seneler önce, bu kutuyu alırken aklımın ucundan bile geçmezdi. Seneler sonra, içine oğlumun atmaya bile kıyamayıp, hatıra diye saklayacağım saçlarını koyacağım:)









Sabah kalktığında babası kucağına alıp aynaya baktırdı ne tepki vereceğini görmek için. Bize bakıp elleriyle kendini işaret etti. Konuşabilse bu ben miyim ya da bende bir değişiklik var diycekti sanırım.


Ben kutunun fotosunu çekerken geldi yanıma. Her zamanki meraklı haliyle incelemek istedi ama dokundurmadım:) Seneler sonra bu kutu ve daha bir çok şey Küçük Kaan'dan hatıra diye çıkıcak sandıklardan:) Hayal edince insan bir tuhaf oluyor ama yinede mutluluk verici...


19 Mart 2009 Perşembe

İşte bu bizim yeni çadırımız. İçinde neler yapmıyoruzki. Oyunlar oynuyoruz, yemekler yiyoruz, hatta içine yastık koyup uyuyomuş gibi yapıyoruz. Ben öyle uyumayı çok seven, her yerde uyuyan bir çocuk değilim, bilenler bilir. Unutmadan söyliyeyim bu çadır bana dedemden hediye. Çok teşekkürler dedecim eğer bize gelirsen çadırıma uğramadan geçme:)))








Eve kim gelirse gelsin onu hemen çadırıma davet ediyorum. İşte bu Sezgi Amcam o bile girebildi çadırıma.

Burda çadırım yeni gelmişti, ben çok hastaydım. Yasemin anneanem ki ben ona kısaca nenne diyorum o bile girdi çadırıma:) Beraberce oynadık ama benim tadım hiç yoktu. Zaten yarım saat sonra beni yine doktora götürdüler:(( O kadar çok ağladımki, en son uçağa bindiğimde bu kadar ağlamıştım:(


Bahar gelsin istiyorum artık arabayla dolaşmak, sahilde bisiklete binmek, babamla top oynamak, annemle hergün parka gitmek....

Annemle uzun zamandır foto çektirmemiştik. Aramızda kalsın ama babam fotoğraf çekme konusunda hiçte iyi değil:)))

Geçen gün babam bana jelibon almış. Ne ki şindi bu dedim? Yanağıma yapıştırdım. Zaten annem şeker ve çikolata yememi hiç istemiyor. Niye ki anlamadım. Zaten sevmem ben öle şeyler..


Annem ben uyurken ellerimin fotosunu çekmiş. Biraz büyük mü ki ellerim? Hııımmm galiba :)

13 Mart 2009 Cuma

Booooooo!!! Yani Gooooll...

Şu sıralar Kaan'ın en çok eğlendiği şeylerden biri top oynamak. Hemde deniz topuyla. Topa ayağıyla vuruyor sonra, babasından gördüğü gibi ellerini kaldırıp boooo diye bağırıyor. Eşimin en sevdiği şeylerden biri arkadaşlarıyla beraber maç seyretmek. Hemde tv sesi en son seviyedeyken. Ve bazen sinema sistemiyle gümbür gümbür seyredilir bizim evde maçlar. Durum böyle olunca önceleri korkuyordu o seslerden gooool diye bağırışlardan. Şimdi büyüdü artık korkmuyor hatta onlara eşlik ediyor:) Ne zaman futbolla ilgili birşey görse duysa hemen başlıyor boooo demeye.

Bazen ana-oğul top oynuyoruz evin içinde.


O kadar mutlu oluyor ki, bu aralar hep top oynayasım var:)

Koşa koşa bana doğru geliyor, topa vurmak için

Topa vuruyor...
Sonra ne mi oluyor?

Tabiki booooooo....
Sonra booo atmaktan yorgun düşüp kendimizi atıveriyoruz yerlere:)
Neşeliyiz ya anneye poz bile veriyoruz.
Son fotolarda yaptığımız yaramazlıklardan...
Şimdi böyle bakınca bendekide ne cesaretmiş, nasıl çekmişim diyorum bu fotoyu.

Benden bu kadar şimdilik. Kaan biraz hasta yine. Öksürüyor, birazda ateşi var. Böyle devam ederse bize yine doktorun yolları gözüküyor:(

10 Mart 2009 Salı

Cumartesi..

Cumartesi gününü havanın düzelip, güneşin açacağını umut ederek geçirdik. Beklenen güneş bir türlü çıkmayınca bari akşam yemeğini dışarıda yiyelim dedik. Dışarı çıkmamıza en çok sevinen her zamanki gibi yine Kaan oldu. Bir heycan, bir telaş sanki onu evde bırakıp kaçıcakmışız gibi biz hazırlanırken sürekli yanımızda koşturup durdu.

Restorantın yanında çocuk parkı var, yerini bildiği için elimizden tutup bizi oraya doğru çekiştirip durdu.

Patatesler Kaan içindi. 4-5 tane yedi. Ketçap ve mayonez onlarla oyalanması için:)

Yesem mi yemesem mi? Bu aralar iştahsızlık had safhada. Son on günde tam dört diş patlattı kuzum. Köpek dişlerimizde tamam:)

Benim oğluşum büyümüş. Bizimle beraber yemek yedi. Ara sıra huysuzlansada çok şükür güzel
geçti akşamımız. Benim oğluşum büyümüş blendera elveda dedik yaklaşık bir haftadır. Bilenler bilir biz katı gıdalara çok zor geçiş yaptık. Her gittiğim yere blender götürürdüm. Günde en az 3 kere kullanırdım. O derece yani...
Benim oğluşum büyümüş sürekli konuşma çabaları içinde dün akşam babasına içtiği sütü gösterip baba hüüü diyip elini dudaklarına götürdü. Yarı el işareti, yarı konuşma anlaşıp gidiyoruz.
İşte son öğrendiğimiz kelimeler: Hüü (Süt)
Hu (Su)
Addim (Aşkım)
Edee (Ece)
Emma (Elma)
Kannn (Kaan)
Avaa (Savaş )
Mamuun (Maymun)
Tiii (Tich, sevdiği bir çizgifilmin adı)
Ayyy (Her gördüğü güzel şeye söyler.)
Aaaa (Gaz çıkardığında biz duymasak bile eliyle ağzını kapatıp aaaa yapar:) )
En sevdiğim kelimesi : Mamuun

8 Mart 2009 Pazar

Öncelikle herkesin mevlit kandilini kutluyorum. Bugünün anlam ve önemi çok büyük. Allah hayırlara vesile kılsın inşaallah. Ayrıca tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun:)))

Bugün benim için yorucu bir gündü. Eşimin anneannesinin ölüm yıldönümüydü. Dün gece Kaan uyuduktan sonra biraz pasta, börek işine giriştim. Kaan'ın yine uyumayacağı tuttu, saat tam birdi uyuduğunda. Böyle olunca benim mutfaktan çıkmam neredeyse saat dördü buldu:( Sabah hep beraber erkenden kalkıp kayınvalideme gittik. Kaan'la bütün gün ordaydık. Biraz önce geldik.

Kaan babaannede o kadar kalabalığı görünce başladı gösteriye:)) Özellikle Kuran-ı Kerim okunurken ilgiyi kendine çekmek için neler yapmadı ki. Kendi kendine durduk yerde kahkaha atmalar, yerlerde yuvarlanmalar, ayaklarını yere vurmalar... Bir ara Kuran okuyan ablanın kucağındaydı mesela. Baya oturdu kucağında hatta Kuran dinledi dualar okunurken o da bizimle beraber ellerini açıp amin dedi:) En son ben mutfaktan içeriye girdiğimde onu halının tam ortasında, tepsinin içinde otururken buldum. Herkesi güldürmeyi başardı. Kalabalık olduğu için pek fazla sıkılmadı, kucaktan kucağa gezdi, her zamanki gibi kendini zorla sevdirdi, hatta gidenlerin arkasından ağladı. Biraz fazla sosyal bir çocuk :) Herkesi seviyor, kendini sevdiriyor. Gittiğimiz her yerde dikkat çekip herkes tarafından mutlaka seviliyor.

Bu aralar kelime hazinemiz hızla gelişmekte. Papağan gibi her söylediğimiz tekrar edilmekte. O yüzden çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ben onu bazen maymuncuk diye seviyor(d)um bugün herkese maamun demeye başlayınca vazgeçtim misal:))) Geniş bir zamanda unutmadan yazıcam inşaallah. Bugün çoook yorgunum, uykum var, uyumayı fazla sevmeyen, geceleri sık sık uyanıp annesini uyutmayan küçük bir maamunum var:)))

4 Mart 2009 Çarşamba

Yıllar Sonra...


Aradan koca 10 sene geçmiş...Çocukmuşuz, büyümüşüz, birbirimizi hiç görmeden tam on sene. Ama hiç unutmamışız ara ara düşmüşüz akıllara. Hatta bundan üç gün önce o beni , ben onu düşünmüşüz. Üç gün sonra tesadüfen kader yine yollarımızı birleştirmiş. Belli çok özlemişiz, sımsıkı sarılınca anladım.
Görüşmeyeli ne çok şey değişmiş, konuşurken farkettim...Birde yanıbaşımızda oynayan çocuklarımıza bakınca,biraz hüzünlendim. Canım arkadaşım ne iyi ettinde geldin...